İnsan duyarlı bir varlık, yapı bunun üzerine kurulu. Gelişim süreci de bununla ilintili. Çocuğun şekillenmesi iki ila oniki yaşları arasındadır. Bundan sonrası çok şey değiştirmiyor. İnsan sorumluluğu da bu yaşlardan itibaren başlıyor. Çocuğun İslâm fıtratı üzere doğması gerekçesi de buna dayanıyor. O belli bir döneme kadar içinde bunu barındırıyor. Şekillenme sürecinden sonra durum değişiyor.
Duyarılılık oluşum veya bunun zıddı olan durum bununla beraber beliriyor. Topraklarımızdaki veya coğrafyamızdaki insanlarımız bu özelliklerinden giderek uzaklaşıyorlar. Artık, oluşum süreciyle başlayan yitiş, zamanla ileri boyuta varıyor. Fıtrat denen olgu ortadan kalkıyor.
Çocuk ilk anından itibaren, sevgi ile büyür, büyümeli. Sevgi; yaşamın ruhunu oluşturuyor. İşten dönen baba kapıdan içeri girdiği andan itibaren, çocuklar babalarını veya annelerinin gözlerinin içine bakıyorlar. Sevgiyle gülümseme onları çıldırtıyor, kendinden geçirtiyor. Çocuk; o andan itibaren bütün olumsuzlukları bir yana bırakıyor. Evde yaşanan sevgisizlik çocuğun ruhunda yer ediyor.
Peygamberimiz torununu dizlerine alıp öptüğünde yadırganmıştı. Bu; yaşamın doğal dengesinin kendisiydi. Zamanla geleneksel izlere bürünen yaşam ve onu sürdürenler çocuğu sevme adabı gerekçesiyle çocuklarını, başkalarının yanında sevmeme cehalet sürecini yaşadılar. Buna da gerekçeler uydurdular.
Çocuk sevgiyi en doğal haliyle gereksiniyor. O kuralları bilmiyor. Kurallar onu öteye ittiğinde, çocuk yaşamdan soğumaya başlıyor.
Çocuk anne ilişkisinde; anneler, gündelik yaşamın güçlüklerini, yalnız başlarına evde taşıyorlar. Bu, onları acımasızlaştırıyor, ya da fazlasıyla sinirlerini geriyor. Onun rahatlama ortamı ortadan kalkıyor. İslâm medeniyetinin temellerinden biri insan aklının korunmasıdır. Yani ruhî dengeyi bozucu bütün olumsuzlukların ortadan kaldırılma çabasıdır. Dengenin bozulmasıyla başlayan süreç; aileyi, anneyi, babayı ve dolayısıyla çocuğu etkiliyor.
Çalışan aileler doğal olarak gün boyu evden çıkıyorlar. Çocuklar ya aile büyüklerine ya da kreşlere veriliyor. Bu durumda anne baba sevgisi, aile ortamı sevgisi çocuğa doğallığında yansımıyor. Anne ve babalar akşam yorgun dönüyorlar. Yorgunluktan ötürü, benlerini rahatlatmaya bakıyorlar. Tabii kendilerinden ödün vererek onları rahatlatma gibi bir çırpınış yaşamıyorlar değil. Fakat çocuk için bu yeterli gelmiyor.
Bu; kreş gibi kurumların sevgisizlik aşılıyor, yaşamdan uzaklaştırıyor anlamına gelmemeli.
Çalışmayan anne de bütün olumsuzlukları ve gerilimi yaşadığı sürece, evde çocuklarını rahatlatıcı olmuyor. Hatta gereğinden fazla sinirli oluyor. Çocuk bu durumda anneden uzaklaşıyor. Akşam yorgun işten dönen babanın sevimli veya sevgi dolu yüzü çocuk için daha çekici gelebiliyor.
Çocuk; fıtratının gereği olan süreci yitirmeye başlıyor. Fıtratı sadece din olgusu olarak görmemeliyiz. Zaten din bir bütünü kuşatıyor. Hayatın kendisi bunun üzerine kuruludur. Bütün dinler, aşağı yukarı kendilerine göre insanları mutlu etme çabasındadırlar.
Doğal süreç yitirildiğinde; hayatın bütün birimlerini kuşatıcı bir duruma bürünüyor. Sosyal denge de bozuluyor.
Çocuk ilk andan itibaren hırçınlaşmaya, uyumsuzlaşmaya, gerilmeye başlıyor. Bu aşamada çocukları rahatlatıcı en önemli şey sevgidir. Sevginin ölçüsü gene sevgidir. Çocuğun şımarması ya da ileri gitmesi sonucu değiştirmeyecektir. O sevgi enerjisini de harcamak durumundadır. Bunu yapabileceği tek şey ise aile ortamında karşılık bulmasıdır.
Hayat sevgiyle başlıyor.




