Yaz akşamlarının serinliği her zaman yaşanamıyor. Bazı an ve durumlar insana bir hoşluk yaşatıyor. Bu gibi anlar bir ömür unutulamıyor.
Bir cumartesi akşamı düzenlenen Üstad Necip Fazıl kompozisyon yarışması törenindeydik.
Benim açımdan hem sevinç hemde hüzünlü bir geceydi.
Yarışma birincisi Yedi İklim dergimiz öykü yazarlarından Sevil Tepe. Yarışmada derece alanların çoğunluğunun bayanlardan oluşması da bir başka ilginçlik. Tabii bunun önemli bir nedeni var. İslâmî yaşama duyarlıklı ailelerin kızlarını okutmaları, oluşum süreçlerinde karşılaştıkları güçlükler ve bunun sonucu savunma veya kendi olma reflekslerinin bir yansıması. Günümüzde bayan öykü anlatıcılarının çoğalmasının başlıca nedeni de bilgi ve bilinç düzeylerinin gelişmesi. Öykü ve deneme yarışmalarında derece alanların çoğunluğunu bayanlar oluşturuyor. Yazarlar Birliğince düzenlenen yarışmada Selvigül Şahin Kandoğmuş'un derece almış olmasına da elbette seviniyoruz. Hasan Basri Kurt; seçici kurulda bulunduğum bir yarışmada 1. olmuştu ve biz onu Yedi İklim dergisine taşımıştık. Yakın zamanlarda öykü yazarlarında bir patlama var.
Yazar ve şairler sadece ve yalnızca edebiyat dergilerinde yetişebiliyor. Geleneğimizdeki yazarların büyük bölümü bu kaynaklardan beslendiler, besleniyorlar. Öykü yazarlarımızın günümüzde çoğalmasının da elbette nedenleri var. Yedi İklim ortamında yetişen ve yetişmekte olan öykü yazarı 20'nin üzerinde. 10'un üzerinde öykü yazarımız kitaplaşmayı hak etmiş bulunuyor.
Doğrudan Büyük Doğu düşünce ve sanatından beslenmiş olarak duygusal anlar yaşamış olmam doğal. Bizler bir doğrultudan geliyoruz.
Düşünce, sanat eylem yaşamımızda önemli bir yeri bulunan Üstad Necip Fazıl adına bir yarışma düzenlenmesi, doğrultuyu temsil durumunda olan bir siyasi partinin -FP'nin- olmasından daha doğal bir şey olamaz. FP'nin bu doğrultuyla daha sıkı bir bağ kurması gerekiyor. Düşünce ve sanattan beslenmeyen siyasal hareketler çok çabuk yitiyorlar. Türk siyasal yaşamında düşünceden beslenmeyen ve ancak popülarizm peşinden koşanlar yitiyorlar. Türkiye; bu anlamda bir ölü partiler mezarlığı konumunda. FP otuz yıllık sürecindeki varlığını bu sağlıklı doğrultuya borçlu. Partiyi yapay ve arabesk düzlemlere taşımak isteyenler popülarizm ve kısa hedefler peşinde olanlar olarak tanımlanabilir.
Günümüz yazı yaşamında bulunan İslâmi duyarlık sahibi yazarların hemen hepsinin doğrudan ve dolaylı Üstad Necip Fazıl'dan beslenmiş olmaları göz ardı edilemez ve yadsınamaz. Edebiyat dergilerimizde, gazetelerimizdeki yazarlar ve siyasal eylemde bulunan siyasa adamlarının tamamı bu güçlü kaynaktan beslendiler. Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yönelişler, Yedi İklim, Yeni Sanat, Kayıtlar, Düş Çınarı, İpek Dili, Hece bir izlek oluşturuyorlar. Diğer dergilerin üslupları ve tuttukları yol ayrı doğrultular. Hareket ve Dergâh bir izlek, Hisar ve Türk Edebiyatı da bir başka izlek.
Büyük Doğu; Anadolu coğrafyası sınırları hedefinde bir idealizm. Bir araştırma için karıştırdığım 1940'lı yılların Yücel dergisi aylarca Büyük Doğu ve Necip Fazıl'ı ispiyonluyor. Hemen her sayısında bir sayfasını bu konuya ayırıyor. Rıza Tevfik'in Abdülhamid'in Ruhundan İstimdad başlıklı şiirini yayımlıyor diye, hemen merkezi uyarıyor. Şöyle bir ihbarda bulunuyor. Rıza Tevfik'in şiirini yayımlamakla, Sultan Abdülhamid öne çıkarılıyor, cumhuriyet rejimi küçük düşürüldüğü var sayılıyor. Büyük Doğu kapatılıyor, ardından da Üstad mahkemeye sevk ediliyor. Büyük Doğu'nun macerası çileli. Tam 18 defa kapanıyor.
Genç bir kuşağın varlığı sevindirici. Tabii bu kuşakların yeniden Büyük Doğu ve Diriliş düşüncesiyle buluşturulmaları gerekiyor. FP doğrultusu bu düşünce ve sanat ruhuyla buluştuğunda çok daha güçleniyor ve derinlik kazanıyor. Bir süre önce İstanbul İl Hanımlar Komisyonu Üstad adına bir öykü yarışması düzenlemişti. Ben de bu yarışmanın seçici üyeleri arasındaydım. İyi öyküler ve gelecek vaad eden gençler vardı.
Son yıllarda bir öykü çağıltısı yaşıyoruz. Şiirle başabaş bir görüntü veriyor olması önemli bir ufuk.
Yasin Hatiboğlu, Üstad eksenli konuştu ve genellikle anılarını anlattı. Tabii bu anılar Üstadı daha bir tanımlıyor. Birlikte verildikleri bir mahkemeye ilişkin anısı çarpıcı. Bu; nerden nereye geldiğimizin de bir göstergesi. Üstad Necip Fazıl bir konuşmasında Allah lafzını çok kullanmış diye mahkemeye veriliyor, 4 yıl hapsi isteniyor. Birbuçuk sayfalık savunmasını hâkim, dosyaya konulmak üzere istiyor, Üstad : "Hayır ben kendim okuyacağım." diyor. "Bin başım olsa ve binlerce kez başım kesilse ben gene Allah diyeceğim."
Hatipoğlu'ndan anılarını yazıya aktarmasını beklemek hakkımız. Bunlar yazıya aktarılmadıkça yitiyorlar. Biz gene de izniyle bir başka anısını aktaralım.
Amasya'da İmam Hatip Okulu Müdürü Halis Ayhan beylerin; İmam Hatip Okulu adına düzenlemiş oldukları bir konuşma programının konuşmacısı Üstad. Biletler parayla satılıyor. Üstad uçakla Samsun'a gidecek ordan bir Chevrolet arabayla Amasya'ya götürülecek. Hava muhalefeti nedeniyle uçak İstanbul'dan kalkamayınca, dolayısıyla Üstad da gidemiyor. Salon tutulmuş, biletler satılmış, bir skandala dönüşecek bu durumu nasıl kurtaracaklarının şaşkınlığını yaşıyorlar. Yasin Hatiboğlu da Üstad'ı dinlemek üzere oraya gitmiş. Bunun üzerine, loş salonda bir ışık altında Yasin Hatiboğlu güçlükle sahneye çıkarılıyor. Kalabalık arasından biri "Üstad!" diye bağırınca bütün salon üstad "Üstad! Üstad!" diye tempo tutuyor. Bozuntuya verilmeden konuşma bitiyor, bir olay yaşanmadan salon dağılıyor. Üstad: Programın akibetini sorunca: Yasin Hatiboğlu'nun onun adına konuşma yaptığını söylüyorlar.
Bir süre sonra Üstad Ankara'ya geliyor. Yasin Hatiboğlu gidiyor elini öpüyor. "Gel bakayım. Sen bizim taklidimizin olamayacağını bilmiyor musun?" "Estağfirullah" diyor Yasin Hatiboğlu. "Peki bizim dükkânımızın bir başka şubesinin olamayacağını da mı bilmiyorsun?" Yasin Hatiboğlu mahçup ve edepli oturuyor. Sonra da: "İyi etmişsin." diyerek gönlünü alıyor.
Üstad adına böyle yarışmanın düzenlenmiş olması bir başlangıç. Seçici üyelerden; Yelda Akkaya, Ramazan Seydaoğlu ve Hüseyin Akın'ı da katkılarından dolayı kutlamak gerekiyor. Düşünce ve sanat adamlarının bir merkez oluşturmaları elbette önemli. Bu arkadaşların birliktelikleri bir çevreyi sanat ve düşünce adına hareketlendiriyor. Siyasa yapanlar için de bir ufuk olmayı sağlıyor.
Her şeyden önce niteliğin öne çıkarılması gerekiyor.
Her şeyin en iyisinin yapılması, yeni bir süreç başlatması dileğimiz.
Karanlık bir süreç yaşanmış olmasına karşın; ufkumuz açılımını sağlayacak önemli gelişmeler oluyor.




