Ürdün ve Suriye’ye dair-1
Dostum Fatih Güven, Suriye üzerinden Ürdün’e gidip gelmiş. Böyle fırsatları hiç kaçırmam; kendisiyle hemen bir mülakat yaptım...
***
SORU- İsrail’deki “Yeni Tarihçiler”in gün yüzüne çıkardığı bazı belgeler Ürdün’le İsrail’in ‘can ciğer kuzu sarması’ olduğunu ortaya koyuyor. Kral Hüseyin’in Arap-İsrail savaşları sırasında, kendi askerleri Yahudi birliklerine karşı ön saflarda savaşırken, Tel Aviv’e düzenli olarak bilgi verdiğine dair belgeler bile mevcut. Ürdünlüler’in bunlardan haberi var mı? Eğer varsa, bunlara ne diyorlar?
CEVAP- Ürdün’de sadece iki hafta kalabildim ve Amman’ın dışında bir yere gidemedim. Ancak, Ürdün’ün ‘beyaz şehir’ Amman’dan ibaret bir kabile devleti addedilebileceğini varsayarak konuşabiliriz. Her devletin belli başlı geçim kaynakları vardır. Oysa, Ürdün’de başkent ve özellikle ‘Divan’ (saray) ile sınırlı olsa da nisbi bir refah düzeyi yakalanmış olmasına rağmen bunun nereden geldiği görülememektedir. Petrol yok, tarım yok, sanayi yok. Ancak bir avuç üst düzey yönetici tabaka saraylarda oturup son derece lüks araçlarla dolaşıp müreffeh bir hayat sürebiliyor. Anlatmak istediğim, Orta Doğu paylaşılırken yapay olarak -haritaya bakınca hemen göze çarptığı üzere- sınırları cetvelle çizilerek oluşturulan bu devletçiğe bir misyon biçilmiş ve misyonunu başarıyla icra ettiği için de ödeme planının aksatılmadan uygulandığı izleniminin insanın zihninde uyanmasıdır. İnsanların bir çoğu bu rahat geçimden memnun göründüğü halde, bölgedeki son Osmanlı yöneticisi Fahri Paşa’nın Kral 1. Abdullah’la yaptığı hazin muhaverenin metnini arayan muhlislere de rastlanabilmektedir. Anlaşılan, işin farkında olan, kurguyu hazmedemeyenler de var. Keza Osmanlı ihtişamını ve izzetini özleyenlere. Suriye’de, bir haftalık ziyaretim esnasında Siyonist işbirliğine ilişkin daha çok gözlemim oldu. Colan bölgesindeki harabeleri gezdik. Tepelerin orta yerinde siperlerde konuşlanan Yahudi askerlerin menziline giren mayın tarlalarına yaklaştık. Zaman zaman civar köylerden başı boş hayvanların mayına bastığı oluyormuş. 67’deki Arap-İsrail savaşında özellikle Çerkes birlikleri Filistin içlerine kadar ilerlediği halde, radyodan savaşın kaybedildiği duyurularak geri çekilme emri veriliyormuş. Bu emirden iki gün sonra Colan eteklerindeki köylere giden bir çok insanın, durumun böyle olmadığına şahit olduğu, Çerkes birliklerinin hala Filistin topraklarında bulunduğu, ancak, ısrarlı ve kesin emirlerle geri çekildikleri, çekilme esnasında Suriye ordusunun terk ettiği tank ve cephanelerin de önemli bir kısmını kurtardıkları anlatılanlar arasında. Şive farklarıyla birlikte Arapça’yı çok iyi kullanan Barak’ın, baştan beri belli aralıklarla Dımaşk’a gelip görüşmeler yaptığı -ifade etmeye cesaret eden fazla kimse çıkmasa da- biliniyor. Halbuki, Yahudi Suriye’ye giremez, pasaportunda Yahudi vizesi olan sınırdan içeri alınmaz, Yahudi düşmanlığı en yoğun Suriye’de var şeklinde yaygın bir kanaat vardı. Anlaşılıyor ki, ‘Yahudi’ye küfretme’ de senaryonun bir parçasıymış.
SORU- Ürdün’ün ifade hürriyeti bakımından diğer Arap ülkelerinden ileri olduğu söylenir. Sizin intibalarınız da bu yönde mi?
CEVAP- İslam dünyasının bir çok yerinde bulunmadığım için bu sorunuza tatminkâr cevap veremeyeceğim. Ancak, krallıkla yönetilen Ürdün’ün, hesapta cumhuriyet olan Suriye’den gerek sosyo-ekonomik, gerekse ifade hürriyeti açısından çok daha ileri düzeyde olduğu apaçık görülmektedir. Suriye’de kitle iletişim araçları, özellikle mobil telefon ve internet yok denecek kadar ak iken, Ürdün’de bir hayli yaygın olduğu göze çarpmaktadır. Bu sıralar yürütmekte olduğum bir saha çalışması için hazırladığım anket formunu Suriye’de cevaplayacak kimse bulamadığım halde, Ürdün’de çekinmeden rahatlıkla cevapladılar.
SORU- Siyaset meydanında ne var ne yok?
CEVAP- Siyaset meydanında Yahudi dostluğu, Ortadoğu barışı var. Eskiden pirim yapan Yahudi düşmanlığı artık yok.




